GENEL BAKIŞ

Yenilenebilir enerji, ülkelerin enerji ihtiyaçlarını kendi yerel kaynaklarından karşılayarak dışa bağımlılığın azaltılması, enerji arz güvenliğinin sağlanması ve enerji tüketimi süresince çevreye verilen zararların en aza indirilmesi noktasında önemi her geçen gün artan bir konuma sahiptir. Ekonomik büyüme, sürdürülebilir kalkınma ve sosyal gelişme ile olan direkt ilişkisi nedeniyle enerji sektöründe stratejik planlar küresel düzlemde sürekli güncellenmekte, yenilenebilir enerji yatırımları ekseninde yeni hedefler belirlenmektedir.

Dünya genelinde hızla artan nüfusa paralel olarak artış gösteren enerji tüketiminin ağırlıklı olarak fosil kaynaklara dayalı gerçekleştiği bilinmektedir. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) yayınladığı Dünya Enerji İstatistiklerine göre, 2016 yılında küresel alanda toplam enerji arzında fosil yakıtların payının %81 olduğu görülmektedir. Yine aynı yıl gerçekleştirilen Türkiye değerlendirmesinde ise ülkemizde %87’lik pay ile fosil yakıtların toplam enerji arzı kaynakları arasında en yüksek payı aldığı, %13’lük payın da yenilenebilir enerji kaynakları tarafından oluşturulduğu saptanmıştır.

Küresel alanda enerjide fosil kaynaklara olan bağımlılık devam etmekle birlikte yenilenebilir enerjiye yönelimin en güçlü olduğu dönemlerden biri yaşanmaktadır. Ülkelerin enerji tasarrufuna yönelik benimsediği politikalar bugün enerji arz güvenliğinin sağlanması, dışa bağımlılığın azaltılması, çevrenin korunması ve iklim değişikliği ile mücadelede son derece kritik bir alan olarak görülmektedir. Özellikle 2015 yılında 195 katılımcı ülke tarafından imzalanan Paris İklim Sözleşmesi, iklim değişikliği ile mücadele konusunda bir milat olarak kabul edilmiş, bu doğrultuda “Avrupa Birliği Yenilenebilir Enerji Direktifi” 2018 yılında güncellenmiştir. “Yenilenebilir Enerji Direktifi”ne göre 2030 yılına kadar nihai tüketimde yenilenebilir enerji kaynaklarının payının %32’ye, ulaştırmada yenilenebilir enerji kaynaklarının payının ise %14’e çıkarılması, sera gazı salınımlarının %40 oranında azaltılması hedeflenmektedir.

Ülkemizde ise enerjinin üretiminden nihai tüketimine kadar bütün süreçlerde verimliliğin artırılması hedefi çerçevesinde 2007 yılında yürürlüğe giren Enerji Verimliliği Kanunu ile yeni bir dönüşüm süreci başlatılmıştır. 2017-2023 yılları arasında uygulanacak Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı kapsamında bina ve hizmetler, enerji, ulaştırma, sanayi ve teknoloji, tarım ve yatay konular olmak üzere toplam 6 kategoride tanımlanan 55 eylem ile, 2023 yılında Türkiye’nin birincil enerji tüketiminin 2011 yılına göre en az %20 azaltılması hedeflenmektedir.

2015 yılı Avrupa Birliği (AB) Üye Ülkeleri’nde nihai enerji tüketiminde ulaşım sektörü %33’lük pay ile birinci sırada yer almakta, Türkiye’de ise bu oran % 25 olarak gerçekleşmektedir. Bugün düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde ulaşım sektöründe yenilenebilir enerji kaynakları kullanımında biyoyakıtlar ciddi bir çözüm olarak görülmektedir. Bölgesel Çevre Merkezi (REC) Türkiye, AB Ülkeleri ve Türkiye için yakıt tüketim değerlendirilmesi yapmış ve 25 yıllık süreç içerisinde motorin kullanımında yaşanan artış oranlarını ortaya koymuştur. Özellikle 2000’li yılların başından bu yana enerji arzı güvenliğinin sağlanması ve sera gazı emisyonlarının düşürülmesi hedefleri kapsamında, biyoyakıt üretimi ve kullanımı ulusal politikalar yoluyla teşvik edilmektedir. Bu kapsamda uygulanan devlet desteği politikaları ülkeden ülkeye değişiklik göstermekle birlikte genel olarak harmanlama zorunlulukları, ilgili petrol yakıtlarına uygulanan vergilerden muafiyetleri ve yatırım desteği şeklinde olup, sürdürülebilirlik kriterleri, yakıt kalitesi standartları gibi politikalardan etkilenmektedir.

Global alanda biyodizel üretiminin 2027 yılına kadar, 2017 seviyesinden %9 artışla 39,3 milyar litreye ulaşması beklenmektedir. Önümüzdeki yıllarda ülke politikalarının üretim modellerini olumlu yönde etkilemeye devam edeceği düşünülmektedir. Özellikle Avrupa Birliği’nin en büyük biyodizel üreticisi olacağı öngörülmektedir. Dünya’daki ikinci büyük biyodizel üreticisi konumunda olan Amerika’nın üretiminin 2017 yılında 6.9 milyar litreden 2019 yılında 7,2 milyar litreye çıkacağı, üçüncü sırada yer alan Brezilya’nın ise küresel biyodizel üretiminin %50’sine katkıda bulunacak şekilde üretiminin 2027 yılında 5,6 milyar litreye yükselmesi beklenmektedir. Grafik 4 Kuşkusuz biyoyakıt piyasasının gelişim yönünü makroekonomik göstergeler, ulusal olarak benimsenen politikalar ve ham petrol fiyatları belirleyecektir.

Avrupa Birliği’nin 2018 yılı biyodizel üretim miktarı 11,2 milyon mt olarak açıklanmıştır. Yine aynı yıl için Avrupa Birliği’nde bulunan 193 tesisin kapasite kullanım oranının ise %60 olduğu belirtilmiştir Grafik 5 Üretilen toplam biyodizelin %28 oranında atık bitkisel yağlar ve hayvansal yağlardan, %72’lik oranın ise bitkisel yağlı tohum bitkilerinden karşılandığı ortaya konmuştur. Grafik 6 Avrupa Birliği Yenilenebilir Enerji Direktifi kapsamında üye ülkelerin Gayri Safi Milli Hasılası hesaplanarak sorumlu oldukları sera gazı salınımı azaltım miktarı hedefi her ülke için ayrı ayrı belirlenmiştir. Bu kapsamda ülkeler, belirlenen hedefe ulaşabilme noktasında kendi ulusal politikalarını belirlemede özgür bırakılmıştır. Avrupa Birliği’nde %0,5 ile %7 oranında değişen farklı harmanlama miktarları bulunmaktadır.

Ülkemizde 2017 yılında Avrupa Birliği Benzin ve Motorin Kalitesi Direktifi dikkate alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın “Benzin ve Motorin Türlerinin Çevresel Etkilerine Dair Yönetmelik” hazırlanmıştır. Yönetmelik kapsamında tanımlanan yakıtların ithalat, temin ve sunumunda EN 228(Benzin) ve EN 590 (Motorin) standardı kapsamında EPDK tarafından belirlenen teknik özellikler esas alınmaktadır. 1 Ocak 2018 tarihinde yürürlüğe giren yönetmelik gereğince motorin türlerine %0,5 oranında biyodizel harmanlaması zorunluluğu getirilmiştir. Zorunluluğun ilk yılında motorine toplam 108.609 mt biyodizel harmanlaması gerçekleştirilmiştir. Mevcut durumda Türkiye’de 6 aktif durumdaki biyodizel tesisinde biyodizel üretimi ve satışı gerçekleştirilmektedir. EPDK verileri doğrultusunda son 4 yılın değerlendirilmesine bakıldığında, 2018 yılı itibariyle ülkemizde üretilen ve satışı gerçekleştirilen biyodizelde önceki yıllara oranla %40’lık bir artış yaşandığı görülmektedir. Yine aynı yıl biyodizel sektörü üretiminde kullanılan hammadde türlerine göre bir inceleme yapıldığında ise %30 oranında atık bitkisel yağların , %70 oranında ise bitkisel yağlı tohumların kullanıldığı tespit edilmiştir.

Yakın gelecekte iklim değişikliği ile mücadele politikaları kapsamında özellikle Avrupa Birliği Üye Ülkelerinde belirlenen hedeflere ulaşılabilmesi için biyoyakıt politikalarında iyileştirme yapılması beklenmektedir. Avrupa genelinde 2015 yılı sera gazı emisyonlarının %78 enerji tüketimi kaynaklı olduğu ve enerji içerisinde %27’lik payın ulaşım sektöründen kaynaklandığı ortaya konmuştur. Ülkemizdeki sera gazı emisyonlarında ise %72 oranında enerji sektörü ve %22’lik payın ulaşım sektörü kaynaklı olduğu açıklamıştır [5]. Grafik 10 Grafik 11 Bu noktada Türkiye 2023 hedefleri çerçevesinde ulaşım sektöründe sera gazı salımlarının azaltımı ve enerji arzı güvenliği odağında, biyodizel harmanlama oranlarında kademeli artışa gidileceği öngörülmektedir. Biyodizel, sera gazı emisyonlarında ortalama petrol dizel yakıtına göre % 76,4'lük bir yaşam döngüsü (lifecycle) azaltımı sağlamaktadır. 2018 yılında Türkiye’de toplam biyodizel satış rakamı olan 108.609 mt üzerinden %0,5 oranında harmanlama zorunluluğu dikkate alınarak karbon emisyonu azaltım hesabı yapıldığında (ilgili hesaplama ABD Ulusal Biyodizel Birliği verileri referans alınarak gerçekleştirilmiştir) doğrudan ve dolaylı olarak 115.359 MT CO2 salınım azaltımı sağlanmıştır. Bu yıl sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın desteğiyle karbon ticareti ve ülkemizin iklim değişimiyle mücadelesine odaklanan 6. İstanbul Karbon Zirvesi’nde “Yerli Yeşil Yakıt Biyodizel” projesiyle, Biyodizel Sanayi Derneği “Düşük Karbon Kahramanı” olarak ödüllendirilmiştir.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının artan yükselişi ile birlikte Avrupa Birliği hedefleri ve ulusal politikalara bakıldığında biyodizelin öneminin artacağı görülmektedir. Ulaşım sektöründe sera gazı emisyonlarının düşürülmesi ve enerji arz güvenliğinde yerli yakıt kullanımı noktasında biyodizel sektörü kritik rol alacaktır. Yukarıda aktarılan bilgiler doğrultusunda genel bir değerlendirme yapıldığında ülkemizin özellikle bu konuda daha yolun başında olduğu söylenebilir. Diğer taraftan ülkemizde harmanlama zorunluluğunun geride bırakıldığı ilk yıl sonuçları değerlendirildiğinde, sektörde istikrarlı sürdürülebilir gelişimin sağlanabileceği görülmüştür. Konu ile ilgili benimsenen ulusal politikalar ışığında, hammadde kaynaklarının zenginleştirilmesi ve biyodizel sektörü kapasite arttırımları yönünde çalışmalar sürdürülmektedir. 2023 hedefleri doğrultusunda kademeli artışa gidileceği ve sektörel gelişimin önünün açılacağı ön görülmektedir. Sektörel ilerlemenin ulusal ekonomiye, sosyal ve çevresel gelişime direkt olarak pozitif etki sağlaması beklenmektedir.